New York Tatil Anılarım

Yaptığım Amerika tatilim esnasında en çok büyülendiğim yer oldu New york. Bu nedenle burada New york tatil anılarımı en ince detayına kadar paylaşmaya karar verdim. Ben eşim ve iki arkadaşımızla beraber Los angeles, Las vegas ve New york tatili planladım. İnanılmaz keyif dolu, macera dolu harika bir tatildi diyebilirim. İstanbul’dan THY’nın direkt uçuşu ile önce Los angeles’a uçtuk. Los angeles’dan araba kiraladık ve aracımız ile önce Las vegas’a geçtik. Las vegas’ta bir kaç gün konakladıktan sonra Los angeles’a tekrar döndük.

new-york-tatil-anilarim

Los angeles’ta da kaldıktan ve bu güzel şehri gezdikten sonra iç hat uçuşu ile New york’a geçtik. New york Las vegas ve Los angeles’a nazaran çok ama çok farklı geldi bize. Gitmeden önce New york’u gören arkadaşlarım Los angeles’dan sonra New yok çok kalabalık ve çok gürültülü gelecek sevmeyeceksiniz dedi.

O nedenle bir miktar acabalarla gittik New york’a. Ama hiç de öyle olmadı ve biz bu güzeller güzeli New york’u çok sevdik. Herkesin de söylediği gibi son derece kalabalık bir şehir. Koşuşturmacası çok fazla. Biz sabah turist modunda etrafta gezinirken, bir sürü insan işine yetişmek için elinde kahvesi ve keki koşturuyordu. Los angeles’da son derece büyük bir şehir olmasına karşın, New york bana daha bir koşuşturmacalı bir şehir geldi. Ama ben çok severim böyle kalabalık şehirleri.

new-york-konaklama-ve-otel-onerisi

Gelelim New york gezisi esnasında detaylara. New yok bildiğiniz gibi aslında büyük bir şehir, ama biz daha çok gökdelen bölgesinin olduğu Manhattan bölgesini tanıyoruz. Ancak Manhattan bölgesi haricinde de gezilecek yerleri var. Fakat biz de tatilimiz boyunca aslında bu bölgede gezdik. Fakat New york’ta en önemli detay konaklama konusu. Çünkü şehirde ulaşım daha çok metro ile gerçekleşiyor. Burada araç kullanmanız ya da karadaki araçları kullanmanız trafik anlamında ve otopark anlamında size sıkıntı yaratabilir.

Bu nedenle dediğim gibi konaklayacağınız otelinizin nerede olduğuna kesinlikle dikkat edin. Bazı bölgeleri var ve o bölgeler pek de tekin bölgeler olmadığı için konaklama adına da önerilmeyen bölgeler. Biz konakladığımız otelin hem konumundan hem de kendisinden çok memnun kaldık. Şehirde hangi caddelerde konaklayabileceğinizi de konaklama yazımda yazdım ve belirttim. Biz konaklama için 7. caddeyi tercih ettik. New york konaklama ve otel önerisi için bizim konakladığımız oteli görüp incelemek ve rezervasyon yaptırmak için burayı tıklayın. Biz Newyork’da ulaşım anlamında sadece metro kullandık. Otelimiz son derece merkezi bir noktada olduğu için metroyu daha çok uzak noktaları görmek için kullandık.

new-york-gezisi

Şehirde gezilecek yerlerin başında sizin de bildiğiniz gibi gökdelenler geliyor. Empire state binası ve rockefeller binası geliyor. Bu binaların üst katlarına çıkıyor ve eşsiz New yok manzarasını seyrediyorsunuz. Size önerim sisli bir havada çıkmayın ve havanın kararmasına yakın bir saatte çıkın. Böylece hem gündüz hem de hava karardıktan sonra o eşsiz manzarayı seyretme şansı yakalarsınız. Çünkü malum New yok gökdelenleri hava kararınca çok daha etkileyici bir havaya giriyor.

Diğer Amerika şehirlerine oranla New yok’ta Türk çok fazla. Yolda farklı farklı iş yapan, dükkanlarda hemen hemen bir çok noktada biz Türklere denk geldik. Hepsi şehrin koşuşturmacasında adeta kaybolmuşlardı. Etrafta Türkçe cümleler duyarsanız çok da şaşırmayın. Sadece çalışan ve yaşayan Türkler değil elbette. Türk turist de çok fazla şehirde. Özellikle outletlerde her yerde Türkçe konuşmalar duyuyorduk.

New york’a gidenler bilirler, şehir cadde cadde birbirinden ayrılıyor ve bu caddeleri gezmek inanılmaz keyifli. Biz New york’da ki ilk günümüzde bu güzel caddeleri gezdik. Elbette benim favorim 5. Cadde oldu ve 7. cadde oldu. 7 cadde modanın aktığı cadde oluyor buarada. Bizim otelimiz de bu caddedeydi. Geniş ve upuzun caddeleri var ve cadde mağazaları da kesinlikle harika. Bilindik markaların mağazalarını tek tek gezdim ve çok da güzel alışverişler yaptım.

Hatta gezimiz esnasında şehrin bir köşesinde caddede kocaman bir semt pazarına denk geldik ve bu pazarı gezdik. Pazar bizdeki gibi değil elbette. Son derece farklı tasarım kıyafetlerin satıldığı son derece eğlenceli bir pazardı. Tüm gün caddelerini gezdikten sonra güzel birşeyler yiyip odamıza geçtik. Biz ilk gün yemek için New york’da çok meşhur olan bir hamburgerciye gittik. Bu hamburgercinin adını çok duymuştum, ünlülerin de bu meşhur hamburger dükkanının bağımlısı olduğunu okumuştum. New yok tatil yorumlarımı sorduklarında peki ne yedin orada sorusu çok geliyor. Çünkü insanlar Amerika’da yemek kültürünün kötü olduğunu düşünüyorlar. Ama bence yemek kültürü kesinlikle çok gelişmişti.

Gelelim bahsettiğim meşhur hamburgerciye. Biz binbir merak bu hamburgerciye gittik. Hamburgercinin adı burger joint New york city. Genelde zaten New york’ta yeme içme denilince dünyanın her yerinde en çok önerilen yer. Önce hamburgercinin kapısında bir miktar sıra bekledik. Sonunda sıra bize geldiğinde masamıza oturduk. Küçük ama oldukça şirin bir yer. Tipik Amerikan restaurantı. Çok büyük beklentilerle gitmezseniz beğenebilirsiniz. Hızlı bir servis ile hamburgerlerimiz geldi. Çok etkilendin mi diye sorarsanız ‘vay canına yediğim en iyi hamburgerdi’ demeyeceğim ama güzeldi. Bu kadar meşhur olan bir mekanı New york’a gelip de denemeden gidemezdim. Bu nedenle de denediğim için hiç pişman değilim.

Benim için tek sıkıntı ben biraz yavaş yemek yerim ve yemeğimi yedikten sonra hemen kalkıp gitmeyi pek sevmem akşam yemeklerinde. Burada ye ve hemen kalk mantığı olduğu için, hamburgerlerimizi bitirip hemen kalkmak durumunda kaldık. Çünkü kapıda uzayıp giden bir kuyruk vardı.

Son derece yorgun olmamıza rağmen New yorkun gece hayatını keşfetmek istiyorduk. Bu nedenle otelimize geçip hızlıca hazırlandıktan sonra kendimizi tekrar dışarı attık. New york gece hayatı ikiye ayrılıyor. Times meydanında akan bir hayat var, bir de şehrin diğer tarafında diğer caddelerinde yer alan özel gece kulüpleri var. Biz ilk gece önce times meydanının gece hayatını keşfetmeye karar verdik.

İnanın times meydanı gece çok ayrı oluyormuş. Biz bayıldık gezmelere doyamadık. O kalabalığı, mağazaların ışıltılı halleri, her köşe başında eğlence adına yapılan showlar bize bu tatil hiç bitmesin dedirtti. Ancak meydanın en meşhur yeri olan kırmızı merdivenlerden adeta nefret ettim. Ne kadar kötü turist varsa o merdivenlerdeydi. Belki bize öyle denk gelmiştir. Ama çok kalabalıktı. Ama olsun gene de o merdivenlerde oturmalıydık. Biraz oturduk ve daha fazla dayanamayıp bu gereksiz turist kalabalığının olduğu yerden hemen uzaklaştık.

New york’un gecesi ayrı bir güzeldi, gündüzü ayrı bir güzeldi. Biz bu şehri çok sevdik ve inanılmaz iyi vakit geçirdik. Şehirde yer alan outletleri de gezdik ve harika alışverişler yaptık. Amerika yazılarımda sürekli vurguluyorum tekrar vurgulayayım. Outlet denilince aklınıza bizdeki gibi seri sonu çok ucuz ürünlerin satıldığı yerler gelmesin. Outlet burada genelde aslında avm lere verilen isim gibi. Elbette indirimli fırsat ürünleri de var. Ancak normal sezon kıyafetleri de çok fazla. Bu arada sadece outletler değil elbette New york’da alışveriş denilince karşınıza bir sürü seçenek çıkıyor.

Cadde mağazaları oldukça güzel. Caddenin tam ortasında kocaman çok katlı bir zara var mesela. Ben orayı bildiğiniz kaldırmıştım. Ülkemizde olmayan modeller bulmuştum. Bunun yanında bildiğiniz belli İtalyan markalarının da mağazaları var ve ülkemize oranla çeşit anlamında çok daha fazla. Ancak daha fiyat olarak uygun ve kesinlikle çok farklı çeşitlerin olduğu bir mağaza istiyorsanız size Amerika’nın boyneri olan marshalls mağaza zincirlerini öneririm. Michael kors, gucci, guess çanta modellerinden tutun da no name farklı tasarım kıyafetlere kadar ve bir çok dünyaca ünlü markaların ayakkabı, kıyafet, çanta modellerine kadar bir sürü seçenek bulabiliyorsunuz. Kesinlikle öneririm.

Hemen hemen her gün bi alışveriş maratonumuz oluyordu. Çünkü çok özel ve güzel parçalar yakalıyordum. Alışveriş sonrası şehri keşfetmeye devam ediyorduk. Ben New yok’ta ikiz kulelerin olduğu yeri de çok merak ediyordum. Burası times meydanına biraz ters bir yerde kalıyor. Ancak metro ile son derece kolayca ulaşabiliyorsunuz. İkiz kulelerin olduğu bölgede sizi elinde broşür satan Türkler karşılıyor. İkiz kulelerin nasıl bombalandığını ve sonrasında neler yaşandığını anlatan broşürleri satıyorlar.

Alana girdiğinizde derin bir sessizliğin hakim olduğunu hissediyorsunuz. Buranın havası kesinlikle çok farklı. Kendinizi bir anda bambaşka bir yerde hissediyorsunuz. Çöken binanın yerine kocaman bir süs havuzu yapmışlar ve havuzun etrafına da o kötü olayda ölenlerin isimlerini yazmışlar. Herkes insanları saygı ile anıyor. Burası biraz canımızı acıtıyor ve gezimize devam ediyoruz. Aynı yerde çöken binadan kalan malzemelerin ve ölen insanların üzerlerinden çıkan eşyalarının ve kıyafetlerinin sergilendiği bir müze var. Ancak bu üzüntüye daha fazla dayanamayıp buradan gitme kararı alıyoruz. Müzeyi de gezemiyoruz. Eğer siz gider ve o müzeyi gezerseniz burada yorum bölümüme tecrübelerinizi yazarsanız çok sevinirim.

Akşam dışarı çıkmak için tekrar otelimizin yolunu tutuyoruz. Akşam yemeği için maalesef adını not almayı unuttuğum çok güzel bir mekana gidiyoruz. Cadde manzaralı muhteşem bir yer buluyoruz ve burada keyifli bir akşam yemeği ile bir şeyler içiyoruz. Sonrasında ise her gece uğradığımız times meydanına gezmeye gidiyoruz. Times meydanı her zamanki gibi cıvıl cıvıl ve çok eğlenceli. Burada yer alan disney store gözümüze çarpıyor ve içeri dalıyoruz. Kızımı özlediğim için orada gördüğüm herşeyi kızıma alasım geliyor doğal olarak. Disney storeyi kaldırdıktan sonra otelimize dinlenmeye gidiyoruz.

Ertesi günümüzü New york’un akciğerleri olarak adlandırılan central parkta geçirmeye karar veriyoruz. Ben hayatımda böyle büyük bir park görmedim. Alabildiğine yeşil ve kocaman bir yer. Kesinlikle anlatıldığı kadar varmış.

Parkın girişinde faytonlar karşınıza çıkıyor. Bu faytonlarla dilerseniz size önce harika bir park gezisi yaptırıyorlar. Bunun yanında fayton değilde insan gücü ile çalışan değişik bir araç da var. Gene aynı şekilde bu araçla da bir park gezisi yapabiliyorsunuz. Parkın içine girerken ise karşınıza stantlar çıkıyor. Bu stantlarda küçük meblağlar karşılığında park haritası satılıyor. Biz bir tane aldık ve haritayı satan bayan parkı bize bir güzel anlattı. İşte parkın şu tarafına gitmeyin hiç gerek yok, siz bu taraflarını gezin falan dedi. Çünkü park inanılmaz büyük.

Biz de rehberin bize tarif ettiği doğrultuda bu güzel parkı gezmeye başladık. Yemyeşil çimler, ağaçlar, ve upuzun bir yürüyüş yolu var parkta. Genelde insanlar çimler üzerinde piknik yapıyorlardı. Dikkatinizi çekerim piknik diyorum mangal demiyorum. Çünkü parkı gezerken hep bunu düşündük. Bizim milletimiz neden ilk gördüğü yeşillik üzerinde hemen et kızartma gereği duyuyor acaba diye. Yani bu koskoca park bizde olsa et kokusundan ve dumandan yürünemezdi herhalde.

Et kokusu ve duman rezaleti olmadan parkı güzelce gezebildik. Parkın içinde küçük küçük kaffeler var. Bu kaffelerde yorulduğumuzda kahve ve kek molası verdik. Parkın içinde bir de harika bir göl var. Göl etrafında sandalyeler var. Kimi kitabını almış gölün kenarında oturup kitap okuyor, kimi evinden yiyeceğini getirmiş burada gölün keyfini çıkararak atıştırıyor, kimi gelen geçeni ve gölü seyrediyor. Biz de biraz oturuyor ve bol oksijen eşliğinde gölün keyfini çıkarıyoruz.

New york oldukça koşuşturmacalı ve kalabalık bir şehir olduğu için New york halkı özellikle hafta sonları bu parka akın ediyorlarmış nefes alabilmek ve moral depolamak için. Bu nedenle parka New york’un akciğeri deniliyor. Park dediğim gibi oldukça büyüktü ve biz yarım günümüzden daha fazla bir zamanımızı bu parkta geçirdik. New york’ta bir kaç noktada daha böyle parklar bulduk biz. Genelde New yok halkının bu şekilde bir eğlence anlayışı var.

Hafta içi öğle saatine denk geldik bir tane parkta. İşyerinden çıkan New yorkuların ellerinde sandviçleri ve kahveleri ile bu parklara koştuklarına tanık olduk. Parkta canlı müzik yapılan yerler de var. Anlayacağınız parklar burada çok seviliyor ve çok saygı görüyor.

Broadway2i dumuşsunuzdur New york tiyatrosunun kalbi burada atar. Broadway caddesi üzerinde birbirinden özel tiyatroların ve müzikallerin sergilendiği gösteri salanları vardır. Biz de elbette New yorka gelmişken bir müzikale girmemiz gerektiğini biliyorduk. Bu nedenle burada operadaki hayalet müzikaline gittik ve inanılmaz iyi vakit geçirdik. Size de kesinlikle bir akşam böyle bir deneyim tavsiye ederim.

Gelelim tüm filmlerde gördüğümüz brooklyn köprüsüne. Biz bir yarım günümüzü bu köprüye ayırdık. Ben açıkçası bu köprüye bayıldım. Köprüde yürümesi inanılmaz keyifli. Çünkü yan tarafınızda muhteşem bir New york manzarası eşliğinde yürüyorsunuz. Bu köprüde efsane resimler çekilebiliyorsunuz. Ancak oldukça uzun bir köprü onu şimdiden söyleyeyim. Köprüyü çok güzel tasarlanmış. Alt tarafında araç trafiği akıyor, üst tarafında da yaya trafiği. Bir sürü insan yürüyerek ve bisikletleri ile brooklyn’e bu köprüden geçiyor. Köprüyü geçince karşınıza bir çok Amerikan komedi dizisinde kullanılan brooklyn çıkıyor. Brooklyn’in ara sokaklarına girdiğiniz karşınıza çıkan evleri tanıyacaksınız. Dediğim gibi köprüyü kesinlikle yürüyerek geçin ve bol bol fotoğraf çektirin.

Ozgul Sunar

En büyük tutkusu seyahat etmek olan bir yay burcu kadını ve gördüklerini anlatmaktan keyif alan bir gezgin :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir